
Bir Çocuğa Her Şeyi Vermek, Ona Hayatı Vermek Değildir
Anne-Çocuk İlişkisinde Kaybolan Denge

Yazan: Merve Taştan
Bir zamanlar anneler çocuklarını yokluk içinde büyütürdü ama o çocukların içinde garip bir doyum vardı… Çünkü anneler sadece yemek yedirmiyordu; hayat öğretiyordu. Şimdi ise birçok çocuk varlık içinde büyüyor ama hayat karşısında çok daha kırılgan hale geliyor.
Çünkü artık çocuklara her şey veriliyor ama sorumluluk verilmiyor. Her istek karşılanıyor ama sabır öğretilmiyor. Her düştüğünde kaldırılıyor ama ayağa kalkmayı öğrenmesine izin verilmiyor.
Belki de modern çağın en büyük yanılgısı şu oldu:
“Çocuğum üzülmesin.”
Oysa insan biraz üzülmeden olgunlaşmıyor. Beklemeden sabrı öğrenmiyor. Kaybetmeden kıymet bilmiyor.
Bugün birçok anne çocuğuna dünyayı vermeye çalışıyor. En iyi telefonu, en güzel kıyafeti, en pahalı oyuncakları… Ama bazen gözden kaçan şey şu oluyor: Bir çocuğa her şeyi vermek, ona hayatı vermek değildir.
Çünkü hayat her istediğimiz şeyi önümüze koymuyor. Gerçek dünya alkışlarla değil, kurallarla dönüyor.
Sorumluluk Vermeden Büyütmek
Eskiden anneler çocuklarına küçük yaşta sorumluluk verirdi. Bir bardak kaldırmayı, sofraya yardım etmeyi, küçüğünü korumayı, büyüğüne saygı göstermeyi öğretirdi.
Şimdi ise birçok anne çocuğu yorulmasın diye onun yerine her şeyi yapıyor. Ayakkabısını bağlıyor, odasını topluyor, hatasını savunuyor, öğretmeniyle kavga ediyor, çocuğun hayatın sonuçlarıyla yüzleşmesine izin vermiyor.
Sonra ne oluyor?
Hayatın merkezine kendisini koyan çocuklar büyüyor.
“Ben istiyorum” cümlesi, “biz” olmanın önüne geçiyor.
Empati kurmak zorlaşıyor.
Tahammül azalıyor.
Şiddet artıyor.
Çünkü sınır görmeyen çocuk, başkasının sınırına da saygı duymayı öğrenemiyor.
Çocuk Dünyanın Merkezi Değildir
Bir çocuğa sürekli “Sen özelsin, sen farklısın, sen her şeyin en iyisini hak ediyorsun” demek; farkında olmadan onu dünyanın merkezi gibi hissettirebiliyor.
Halbuki hayat kimseyi merkeze koymuyor.
İnsan olmanın özü biraz da paylaşmayı, beklemeyi, kaybetmeyi ve bazen geri planda kalabilmeyi öğrenmekten geçiyor.
Çocuk yetiştirmek; sadece mutlu çocuk büyütmek değildir. Güçlü, vicdanlı, sabırlı ve saygılı birey yetiştirmektir.
Maddi Doyum, Duygusal Doyum Değil
Bugün çocukların öfkesi aslında biraz da boşluklarının sesi…
Çünkü birçok çocuk maddi olarak doyuyor ama duygusal olarak anlaşılmıyor. Aynı evde herkesin elinde telefon var ama kimsenin birbirine gerçekten baktığı yok.
Çocuk artık annesinin gözlerine değil, ekran ışığına uyuyor.
Ve en acısı şu…
Anneler tükeniyor.
Çünkü bugünün anneleri sadece annelik yapmıyor; aynı zamanda kusursuz görünmeye çalışıyor.
Sosyal medya anneliği diye bir şey çıktı. Herkes mutlu aile fotoğrafları paylaşıyor ama geceleri yastığa başını koyduğunda kaç annenin sessizce ağladığını kimse bilmiyor.
Çocuklarına yetemediğini düşünen, eksik kaldığını hisseden, suçlulukla yaşayan milyonlarca anne var.
Annelik Mükemmel Olmak Değildir
Oysa annelik mükemmel olmak değildir.
Annelik bazen yorulup yine de sarılabilmektir.
Bazen kendi kırıklığını içine atıp çocuğunun saçını okşamaktır.
Bazen “hayır” derken içi acısa da doğru olanı yapabilmektir.
Çünkü gerçek sevgi her isteği yerine getirmek değil, doğru sınırı koyabilmektir.
Bugün birçok çocuk özgür büyüyor ama özgürlüğün sorumluluk kısmını öğrenemiyor.
Oysa kuralsız büyüyen çocuk huzurlu değil, kaygılı olur. Çünkü çocuk için sınır; baskı değil, güvendir.
Bir anne “hayır” dediğinde aslında çocuğuna şu mesajı verir:
“Ben seni koruyacak kadar güçlüyüm.”
Ve bazen çocukların en çok ihtiyacı olan şey, sonsuz özgürlük değil; güven veren bir otoritedir.
Çocuklara Bırakılacak En Büyük Miras
Geçmişte anneler yoklukla savaşıyordu. Bugünün anneleri ise görünmeyen psikolojik yüklerle savaşıyor.
Eskiden bir anne çocuğuna yarım ekmeği bölüp verirdi ama aynı zamanda hayatın zorluklarına dayanmayı öğretirdi.
Şimdi sofralar daha dolu ama ruhlar daha aç…
Belki de bu yüzden çocuklar küçük yaşta öfkeleniyor, tahammülsüzleşiyor, yalnızlaşıyor.
Çünkü birçok şeyleri var ama ait hissettikleri sağlam bağları eksiliyor.
Bir çocuğun en büyük ihtiyacı pahalı oyuncaklar değil; kendisini gerçekten dinleyen bir anne sesi aslında…
Ve anneler…
Sizin değerinizi çocuklar bazen büyüyünce anlayacak. Uykusuz gecelerinizi, kendinizden kısmalarınızı, sessizce içinize attığınız yorgunlukları…
Belki bugün anlaşılmıyorsunuz ama bir annenin emeği dünyanın en görünmez ama en kutsal yüklerinden biridir.
Geçmiş Anneler Günü’nde belki çiçek alan oldu, almayan oldu, annesine özlem duyan oldu, evladına hasretle yanan oldu…
Ama unutulmaması gereken bir şey var:
Bir annenin değeri bir güne sığmaz.
Çünkü anne dediğimiz şey; bazen evin en sessiz köşesinde herkes için güçlü durmaya çalışan kırık bir kalptir.
Ve belki de çocuklara bırakılacak en büyük miras; kusursuz bir hayat değil, vicdanlı bir karakterdir.
Çünkü bu dünyaya güçlü çocuklar değil, merhametli insanlar lazım.









