ESKİ NESLİN GEÇMİŞİ, YENİ KUŞAĞIN BEKLENTİLERİ
“Eski dönemlerin gençliği” ile “günümüz gençliği arasındaki farklar” saymakla bitmez…
Kitle iletişimden,
Cep telefonundan,
Dijital ortamdan,
Teknolojik gelişmelerden tutunda, Sosyal medyaya kadar uzanıyor…
“Eski gençliğin” geçmişindeki çileleri, yoklukları, özverileri, umutlu arayışları, azımla ve sabırla yapılan çalışmaları, yeni nesille kıyaslanamaz.
“Yeni neslin karakteristik yapısı,” geleneksel başarı kalıplarının ötesine geçerek dijitalleşme, bireysel özgürlük, hızlı tüketim, kolaycılık ve emeksiz başarı elde etme üzerine kuruludur.
“Eski nesiller,” fakirliğin, işsizliğin, imkânsızlığın ve zorluğun her çeşidini yaşadılar.
“Hayata atıldıktan sonra da” hesabını-kitabını bilen ve de tutumlu olanlar, aşağı yukarı aradıklarını buldular.
En azından büyük bir çoğunluğunun “vasat bir hayatı” var.
“Onlardan önce yaşayanlar ise,” fakır doğdular, fakir yaşadılar ve fakir olarak öldüler.
Anlatmaya çalıştığımız “50-60 yaş kuşağı ise,” fakır doğdular ama şimdi zengin yaşıyorlar, en azıdan vasat bir yaşam seviyeleri var.
Yokluğu yaşadıklarından ellerindeki imkânlar için “şükretmesini” biliyorlar.
Bu durum da “onların mutlu etmeye” yetiyor.
***** 0 *****
Yeni neslin böyle bir geçmişi yok.
Çünkü her şeyi hazır buldular.
Anne-baba yoklukla büyüdüğü için, “ben çektim çocuklarım çekmesin diye” her şeyi boldan boldan önlerine serdiler.
Yeni kuşak, “hiçbir şeyin özlemini çekmeden” istediğini anında bulabiliyor.
Para ise par,
Elbise ise elbise,
Gezi ise gezi,
Bilgisayar ise bilgisayar,
Teknoloji ise teknoloji,
Yiyecek içecek ha keza, v.s…
Al, kullan, tüket…
Bitti mi?..
Yenisi gelsin…
Yok mu?..
Yoksa isyan, başkaldırı…
Tam kapitalist, emperyalist sistemin planladığı sistem…
“Üreteceksin, tüketeceksin, bitti mi yerine yenisini alacaksın…”
Bu çark kesintisiz böyle devam edip gidiyor…
***** 0 *****
Hakikati ifade etmek gerekirse, yeni nesil gerçekten çok akıllı ve zeki.
Türkiye de ve dünyada, cereyan eden olayların arkasındaki “gizli oyunları” sezinleyebiliyorlar.
“Teknolojiyi” ve “bilgisayarı” kullanmada mahirler.
Bu yönleri iyi güzel de hayata bakış açıları “olumsuz.”
İçlerini “güvensizlik” ve “umutsuzluk” duygusu sarmış.
İnsanlara güvenmiyorlar,
İdarecilere güvenmiyorlar,
Okullarına güvenmiyorlar.
Daha önemlisi, “geleceğe” güvenmiyorlar.
Bu “karamsar” tablo, çok “ürkütücü...”
Hadi diyelim bunlar, “değişim çağındaki” insanlar, gelecekte değişebilirler.
Toplumun geneline baktığımızda, aşağı yakarı aynı “güvensizliği ve olumsuzluğu” görüyoruz.
***** 0 *****
Aslında bu kadar karamsarlığa gerek yok.
Kendimizi dünya devletleriyle mukayese ettiğimizde, şanslı bile sayılabiliriz.
Yer altı ve yer üstü zenginliklerimizi hesaplayacak olursak, Dünyada iyi konumda olan ülkelerden biriyiz.
Bugün işletemiyorsak bile, gelecekte işletme umudumuz var.
Dünyada “en genç” nüfusu olan bir ülkeyiz.
En önemli hazinemiz, “geleneksel aile yapımız,” tüm engellemelere rağmen varlığını sürdürüyor.
Hayatın tüm zorluklarına rağmen Türk insanı, “aile yuvasından” maddi ve manevi desteğini almaya devam ediyor.
Dünya devletleriyle mukayese yaptığımızda, “sosyal dengemizin” işlediğini söyleyebiliriz.
“Değişim ve gelişim” ile ilgili gelişmeler hızla devam ediyor, “yeni anayasa arayışı” umut verici.
Normal yaşantının dışında, ufak tefek olayları hesaba katmayacak olursak, büyük “bunalımlar” ve “sosyal facialar” şükürler olsun ülkemizde pek yok.
Her şeyin “süt-liman” olduğunu da söylemek istemiyorum.
Haksızlıkları, yolsuzlukları, baskıları, yasakları, zulümleri saymakla bitiremeyiz.
Ancak, dünya kurulduğundan beri bu haksızlıklar zaten var.
Yarın da mutlaka olacaktır.
“Hakla batılın çatışması, ilahi adaletin” bir tecellisidir.
Unutmamamız gereken çok önemli bir “püf noktası” vardır.
Her şeye rağmen, “hayat devam ediyor...”
***** 0 *****
“İslami duyarlılığı” olan insanların, şanslı oldukları çok önemli bir “avantajları” daha vardır.
Başvurabilecekleri ve örnek alabilecekleri, “ bir anayasalarının” olmasıdır.
Dünyadaki sistemler ve kaynaklar tükenmiştir.
Ne kominizim kalmıştır,
Ne sosyalizim kalmıştır,
Ne faşızim kalmıştır,
Ne de liberalizim?...
Bizim “model” aldığımız “sistem,” kıyametin sonuna kadar devam edecektir.
Yalnız bir şartla,
Bu sistemi, “çağa ve teknolojiye” göre, yorumlayıp uygulamak şartıyla...
(İman-i konular bu işin dışındadır.)
İnsanları, 1400 sene öncesine götürüp tarihin derinliklerine bırakırsanız,
İşte o zaman, olduğumuz yerde dönüp dururuz...
***** 0 *****
Mustafa K.TOPALOĞLU
Araştırmacı-Yazar


