SÖZ USTASI OLMAK YERİNE HAL EHLİ OLABİLMEK
Günümüzde en çok yaptığımız işlerden biri konuşmak. Sürekli anlatıyoruz; derslerde, seminerlerde, konferanslarda, vaazlarda, sosyal medyada veya günlük sohbetlerimizde... Herkes birbirine nasihat ediyor, herkes doğruyu biliyor ve anlatıyor. Peki, bu kadar çok lafın ve cümlenin üretildiği bir çağda neden samimiyet, güven ve güzel ahlak erozyona uğruyor?
Çünkü günümüz dünyasında "söz ustası" çok ama "hâl ehli" insan sayısı ne yazık ki parmakla gösterilecek kadar az.
Eski büyüklerimiz "Lisan-ı hâl, lisan-ı kâlden afsahtır" derler. Yani insanın duruşu, davranışı, ahlakı ve yaşantısı (hâl dili); söylediği sözlerden (kal/konuşma dilinden) çok daha etkili ve açıktır. Ziya Paşa’nın o meşhur dizesi de tam olarak bunu özetler:
"Âyinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz / Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde."
Bugün gençlere, çocuklara veya çevremize binlerce cümle kuruyoruz. "Dürüst olun", "Çalışkan olun", "Saygılı olun" diyoruz. Ancak kulaklar sözle dolarken, gözler örnek bir model arıyor. Eğer söylediklerimizi kendi hayatımızda bizzat yaşamıyorsak, anlattıklarımız karşı tarafta bir yankı bulmuyor. Sözümüzün tesiri, onu ne kadar yaşadığımızla doğrudan orantılıdır.
Niyâzi-i Mısrî hazretleri bu hakikati ne güzel ifade etmiştir:
"Kuru laf ile maksud ele girmez,
Yürü hâl ehli ol, kâli n’idersin..."
Sözü süslemek, etkileyici cümleler kurmak, hitabet sanatında ustalaşmak tek başına bir değer taşımıyor. Asıl mesele, o güzel lafların arkasında durabilmek; anlattığı hakikatleri bizzat bünyesinde barındıran "hâl ehli" bir insan olabilmektir.
Konuşan değil, yaşayan; nasihat eden değil, örnek olan insanlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Söz ustası olmak kolaydır; zor ve kıymetli olan, hal ehli olabilmektir.
Önder Güzelarslan


