SANAT VE BİLİNÇ ZEYTİNBURNU KÜLTÜR SANAT'TA TARTIŞILDI!
“BİR SEREBRAL TAŞMA OLARAK SANAT” Programının ocak ayı söyleşisi gerçekleşti.

Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu ve Uğur Polat, sanatın insan bilincinin taşma biçimi
olduğunu ortaya koyan altı bölümlük bir düşünce programını Zeytinburnu
Kültür Sanat’ta yürütüyor. Uğur Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Haşlakoğlu;
“mimetik bilinç” kavramı etrafında sanatın felsefe, bilim, tasarım ve yapay
zekâyla ilişkisini tartışıyor. Program, “Sanat öğretilebilir mi?” ve “Makine
düşünebilir mi?” gibi soruların izini sürüyor. 29 Ocak Perşembe günü
gerçekleşen söyleşide “Sanat ve Bilinç” konusu ele alındı.
Bir Serebral Taşma Olarak Sanat, sanatın farklı alanlarla ilişkisini tartışıyor. Uğur
Polat’ın sunduğu söyleşi dizisinde Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, sanatı kökeni ve
tarihiyle birlikte ele alarak sanatın bir üretim değil, bir taşma biçimi olduğunu ortaya
koyuyor. 29 Ocak Perşembe akşamı saat 19.30’da başlayan söyleşide “Sanat ve
Bilinç” konuşuldu.
“İnsan, rüyada uyanan varlıktır.”
Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, insanlarla diğer canlılar arasındaki farka değindi:
“İnsan dışındaki canlılar aslında rüyadalar. Çevreleriyle uyumlular ve içgüdüleriyle
çevrimsel çarkın içinde dönüyorlar. İnsan ise rüyada olduğunu biliyor. Bu rüyada,
rüyaya uyanmak anlamına geliyor. İnsan ile diğer canlılar arasındaki ilişki türünde
insanın sınır olarak anlaşılması açısından bu durum önemli. Bilincin kendisinin bu
sınır varlığın ifadesi olduğunu ve bunun insanda tezahür etmesi açısından zirve
nokta olduğunu düşünüyorum.”
“Descartes ile modern düşünce, bir dala kondu.”
Doç. Dr. Oğuz Haşlakoğlu, Descartes’ın modern düşünce tarihindeki konumundan
söz etti:
“Bütün bir modern düşünce, ‘şüpheden şüphe edemiyorsam demek ki düşünüyorum’
fikri üzerine oturur. Düşünmek için de bir ego olması gerekiyor. Burada ontolojik bir
bağlam var ama o bedene bağlanamıyor. Öyle veya böyle, Descartes ile bir dala
konuyoruz. Bu dala konmak, evrenin bütününü tarif etmez ve bütün bir karanlığı
aydınlatmaz elbette. Bu sorular başka şeyler. Ama Descartes önümüze düşüncenin
kendisinin esasen bir soru olduğunu koydu. Sorunun da hakkında soru sorulamaz
hiçbir şey bırakmadığı ortaya koyunca bizar sorunun düşünce olduğu ortaya çıkıyor.
Dolayısıyla kendi içerisinde bir uzlaşıma giriyor.”








