ALGI, KORKU VE YÖNLENDİRİLEN TOPLUM
ALGI, KORKU VE YÖNLENDİRİLEN TOPLUM

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132Toplumlar kriz anlarında akıl ile değil, çoğu zaman duygu ile hareket eder. Ani ve sarsıcı olaylar; korku, öfke ve belirsizlik üretir. Bu duygular ise insan zihnini hızla “anlam bulmaya” zorlar. Psikolojik olarak zihin, karmaşık gerçekleri beklemek yerine hızlı ve basit açıklamalara sığınır. İşte tam bu noktada algı yönetimi devreye girer.
Sosyolojik açıdan ise bu tür kırılmalar, toplumun zaten var olan fay hatlarını harekete geçirir. İnanç, kimlik ve ideolojik ayrımlar keskinleşir. İnsanlar gerçeği aramak yerine, kendilerini güvende hissettiren anlatıya tutunur. Böylece olayın kendisinden daha etkili olan şey, olayın nasıl anlatıldığı olur.
Ve bazen bir suikast, yalnızca bir insanı değil; bir toplumun düşünme biçimini hedef alır.
BİR SUİKASTTAN FAZLASI
1990’ların başında Ankara’da gerçekleşen bir suikast, Türkiye’nin yakın tarihine sadece bir cinayet olarak değil, bir kırılma anı olarak geçti. Uğur Mumcu’nun hedef alınması, sıradan bir susturma operasyonu değildi. Çünkü o, devlet, terör, istihbarat ve uluslararası ilişkiler arasındaki karmaşık ağları çözmeye çalışıyordu.
Tam da bu nedenle, susturulması yalnızca bir kalemin kırılması değil, bazı gerçeklerin üzerinin örtülmesiydi.
ZAMANLAMANIN ANLAMI
O günlerde Türkiye’nin gündeminde kritik bir başlık vardı. Bölgesel enerji dengelerini değiştirebilecek bir proje konuşuluyordu: Türkmen doğalgazının İran üzerinden Türkiye’ye, oradan Avrupa’ya ulaştırılması.
Bu hat, Türkiye’yi sadece bir geçiş ülkesi değil, enerji merkezine dönüştürebilecek stratejik bir adımdı.
Ancak suikast sonrası oluşan atmosfer, bu süreci aniden durdurdu. Güvenlik gerekçeleri öne sürüldü, diplomatik temaslar kesildi ve ekonomik bir fırsat daha kayboldu.
Bu sadece bir gecikme değil, yön değişikliğiydi.
TEKRAR EDEN SENARYO
Yıllar geçti, aktörler değişti, ama sonuçlar değişmedi.
Ali Gaffar Okkan’ın öldürülmesi, devlet ile halk arasındaki güven bağını sarstı.
Tahir Elçi’nin vurulması, toplumsal hassasiyetleri daha da derinleştirdi.
Andrey Karlov suikastı ise Türkiye’nin uluslararası ilişkilerini doğrudan hedef aldı.
Her olay farklıydı.
Ama etkileri neredeyse aynıydı:
Toplum gerildi.
Türkiye içine döndü.
Stratejik hamleler kesintiye uğradı.
GÖRÜNEN VE GÖRÜNMEYEN
Bu noktada asıl mesele, yalnızca failin kim olduğu değildir.
Asıl mesele, bu tür olayların hangi sonuçları doğurduğudur.
Eğer her büyük kırılma sonrası:
– Toplum kutuplaşıyor,
– Ekonomik ya da diplomatik fırsatlar kaybediliyor,
– Türkiye yön değiştirmek zorunda kalıyorsa…
O zaman ortada sadece bir cinayet değil, daha büyük bir tablo vardır.
ASLINDA SORU ŞU
Bugün hâlâ aynı soruya takılıp kalıyoruz:
“Kim yaptı?”
Oysa daha derin ve sarsıcı soru şudur:
“Bu kime yaradı?”
Çünkü bazı suikastlar sadece insanları değil,
bir ülkenin geleceğini hedef alır.


