BİR VAROLUŞ BİÇİMİ OLARAK ÜRETİM VE AYİDİYET
BİR VAROLUŞ BİÇİMİ OLARAK ÜRETİM VE AYİDİYET

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132Modern dünya, insanı sadece üretim bandındaki bir sayıya veya dijital ekranlardaki bir veriye indirgediğinden beri, 1 Mayıs’ın o derin insani özünü ıskalar hale geldik. Oysa bu günü sloganın gürültüsünden, ideolojinin dar kalıplarından kurtarıp davranış bilimlerinin merceğiyle incelediğimizde, karşımıza bir ekonomik talepten çok daha fazlası çıkar:
İnsanın anlam inşa etme istenci.
Davranış bilimleri bize der ki; insan, sadece biyolojik bir organizma değil, aynı zamanda "eyleyen" bir varlıktır. Aristoteles’ten bu yana bildiğimiz üzere, insanı tanımlayan şey potansiyelini bir eylemle gerçeğe dönüştürmesidir. Bu bağlamda emek, sadece ekmek parası kazanma aracı değil; bireyin kaotik bir evrende "ben buradayım ve dünyayı değiştiriyorum" deme biçimidir. Bugün, o sesin kolektif bir yankıya dönüştüğü haysiyet ritüelinin adıdır.
ANLAM ARAYIŞI :
İnsanın en ilkel ve en şiddetli açlığı, karnını doyurmaktan ziyade "görülmektir". Biz buna davranış bilimlerinde "sosyal onay" diyoruz. Bir kuryenin hızı, bir mühendisin hesabı veya bir temizlik işçisinin titizliği; hepsi aslında toplumdan tek bir şey talep eder: Takdir. Eğer bir toplumda emeğin karşılığı sadece banka dekontlarıyla ölçülüyorsa, o toplumda derin bir "anlam krizi" baş göstermiş demektir. Oysa 1 Mayıs, her bir ferdin yaptığı iş üzerinden bir kimlik kazandığı ve bu kimliğin toplum tarafından mühürlendiği bir "itibar töreni" olarak okunmalıdır.
Ayna Nöronlardan Sosyal Sözleşmeye
Dayanışma kavramını siyasi bir terminoloji sanmak, insan doğasına yapılan en büyük haksızlıktır. Biyolojik olarak bizler, dayanışma kurmaya programlı bir türüz. Beynimizdeki ayna nöronlar, yanımızdakinin emeğiyle bizim güvenliğimiz arasındaki o görünmez bağı sürekli teyit eder. Türümüzün hayatta kalma stratejisi olan "iş birliği" (kooperasyon), bugün 1 Mayıs meydanlarında rasyonel bir modele dönüşür. Yani mesele bir sınıfın diğerine karşı kazandığı zafer değil, bir bütün olarak toplumun "birbirine muhtaç olduğunu" idrak etme haysiyetidir.
DEĞERLİ OLDUĞUMUZU HİSSETMEK :
Bugün ihtiyacımız olan şey, 1 Mayıs’ı çatışma kültürünün bir parçası olmaktan çıkarıp, onu bir "davranışsal devrime" dönüştürmektir. Emeği kutsallaştırmak için büyük anlatılara ihtiyacımız yok; bir insanın parmak uçlarındaki yaratım gücüne, alnındaki terin dürüstlüğüne bakmak yeterlidir.
Entelektüel bir olgunlukla şunu kabul etmeliyiz: Bir toplumun huzur katsayısı, en alt kademedeki çalışanının kendisini ne kadar "değerli" hissettiğiyle doğru orantılıdır. 1 Mayıs, işte bu değerin, hiçbir siyasi partinin veya görüşün tekeline girmeyecek kadar evrensel ve insani olduğunu hatırlatmak için vardır.
Çünkü nihayetinde; ekmek bedeni doyurur, ama emeğin saygı görmesi ruhu dik tutar. Bugün, ruhların dik durma günüdür.


