LİNÇ SARHOŞLUĞU
LİNÇ SARHOŞLUĞU

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132Yükseliş mi, Düşüş mü?
Kasabanın meydanında bir gün bir adamın etrafında kalabalık toplandı.
Bir söylenti yayılmıştı. Kim başlattı, kim büyüttü kimse bilmiyordu ama herkes biliyormuş gibi konuşuyordu. İlk taşı atan cesur değildi; sadece kalabalığın arkasına saklanmıştı. Sonra ikinci taş geldi. Üçüncü… Derken meydan bir mahkemeye, kalabalık da hâkime dönüştü.
Adam konuşmaya çalıştı ama sesi sloganların arasında kayboldu.
O gün en çok bağıranlar, en çok alkış alanlardı. En sert cümleleri kuranlar “dik duruş” sahibi ilan edildi. Kalabalık dağıldığında meydanda iki şey kalmıştı: Yerde bir insan ve havada asılı bir utanç.
Ertesi gün herkes hayatına devam etti. Ama o meydan, artık eskisi gibi değildi.
Birini düşürmek…
İnsana anlık bir yükselme hissi verir. Sanki başkasının tökezlemesi, bizim boyumuzu uzatıyormuş gibi. Oysa bu bir illüzyondur. Çünkü başkasını aşağı iterek yükselen her pozisyon, sağlam bir zemine değil; başkasının kırılmış onuruna dayanır.
Toplumsal linç dediğimiz şey, çoğu zaman adaletle karıştırılır. Oysa adalet soğukkanlıdır; linç sıcaktır. Adalet dinler; linç bağırır. Adalet delil arar; linç heyecan arar. Grup içinde azgınlaşan dil, bireyken kurulamayacak cümleleri normalleştirir. İnsan tek başına merhametlidir; kalabalık içinde sorumluluğu dağıttığı için acımasızlaşır.
Birini düşürdüğümüzde aslında kendimizi test ederiz.
Gücümüzü mü gösteriyoruz, yoksa zayıflığımızı mı örtüyoruz?
Çünkü güçlü olan, birini susturabilen değil; dinleyebilen kişidir.
Güçlü olan, alkışa göre değil ilkeye göre hareket edendir.
Ve en önemlisi, güçlü olan; kalabalığın coşkusuna kapılmadan vicdanını koruyabilendir.
Linç kültürü açtır. Bir kişiyle doymadığı gibi, her gün yeni bir hedef ister. Dün alkışlayan kalabalık, yarın aynı iştahla başka birini hedef alır. Bugün “haklı” diye bağıranlar, yarın “hain” diye yaftalanabilir. Çünkü kalabalığın hafızası zayıf, iştahı büyüktür.
Gerçek yükseliş, birini düşürerek değil; birini kaldırarak olur.
Gerçek itibar, korku yayarak değil; güven inşa ederek kazanılır.
Ve gerçek büyüklük, hata gördüğünde taş atmakta değil; çözüm üretmektedir.
Meydandaki o adam belki ayağa kalktı, belki kalkamadı.
Ama asıl soru şu: O gün bağıranların vicdanı ayağa kalkabildi mi?
Geçici bir alkış için kalıcı bir insanlığı kaybetmeye değer mi?
Yüksek görünmek mi istiyoruz, yoksa gerçekten yükselmek mi?


