AYNI ÜLKEDE İKİ TÜRKİYE
AYNI ÜLKEDE İKİ TÜRKİYE

MEHMET SEBAH YİĞİT
info@aktuelgazete.comm - 02126647132Türkiye uzun zamandır yalnızca bir siyasi rekabet yaşamıyor; daha tehlikeli bir şey yaşıyor: aynı ülkenin içinde iki ayrı gerçeklik.
Bir taraf konuşuyor, diğer taraf duymuyor.
Bir taraf inanıyor, diğer taraf tamamen reddediyor.
Bugün Türkiye’de herhangi bir dava konuşulduğunda mesele artık hukuk olmaktan çıkıyor. Örneğin “Ekrem İmamoğlu “ve belediye yönetimi etrafında yürüyen tartışmalar… Bir tarafta “yolsuzluk var” diyenler, diğer tarafta “bu tamamen siyasi” diyenler.
Ama kimse durup şu soruyu sormuyor:
Gerçekten hukuk konuşabiliyor muyuz?
Çünkü Türkiye’de yargı dosyaları artık yalnızca mahkeme salonlarında değil, televizyon stüdyolarında ve sosyal medyada görülüyor. Karar verilmeden hüküm kuruluyor. Delil ortaya çıkmadan taraflar belirleniyor.
Ve bu noktada özellikle muhalefetin tavrı ciddi bir sorun haline geliyor.
Bir dava açıldığı anda refleks şu oluyor:
“Bu tamamen siyasi.”
Peki ya gerçekten bir usulsüzlük varsa?
Peki ya gerçekten kamu malı söz konusuysa?
Daha dosya açılmadan, daha mahkeme konuşmadan bütün davaları peşinen siyasi ilan etmek hukuk devleti iddiasına zarar verir.
Ama burada yalnızca muhalefeti eleştirmek de yetmez.
Çünkü iktidarın yıllardır oluşturduğu bir başka algı da var. Türkiye’de toplumun önemli bir kesimi yargıya baktığında şu soruyu soruyor:
“Acaba karar hukuktan mı geliyor, yoksa siyasetten mi?”
İşte Türkiye’nin en büyük sorunu tam da burada başlıyor.
Bir tarafta her davayı siyasi gören bir muhalefet,
Diğer tarafta yargının tarafsızlığı konusunda toplumu ikna edemeyen bir iktidar.
Ve bu kavganın ortasında kaybeden kim oluyor?
Türkiye.
Siyaset sertleşirken ekonomi zayıflıyor.
Kutuplaşma büyürken milli gelir eriyor.
Siyasi gerilim yükseldikçe yatırımcı geri çekiliyor.
Bugün Türkiye’nin konuşması gereken meseleler aslında çok farklı:
Halkın ekonomik özgürlüğü,
Gençlerin eğitim özgürlüğü,
Vatandaşın hukuki güvenliği.
Ama biz sürekli aynı tartışmaların içinde boğuluyoruz.
Kim suçlu?
Kim mağdur?
Kim kime operasyon yapıyor?
Oysa dünya başka bir yere gidiyor.
Ortadoğu’da dengeler değişiyor.
Küresel ekonomi yeniden şekilleniyor.
Büyük güçler yeni bir dünya düzeni kurmaya çalışıyor.
Ve biz içeride birbirimizi tüketiyoruz.
Bugün Türkiye’nin en büyük problemi ekonomi değil.
En büyük problemi enerji değil.
En büyük problemi kutuplaşma.
Çünkü kutuplaşma yalnızca siyasi bir sorun değildir.
Kutuplaşma devletin enerjisini tüketir, toplumun aklını yorar, ekonominin güvenini yok eder.
Bugün Türkiye’de insanlar bazen aynı ülkenin vatandaşı gibi değil, sanki iki farklı dünyanın insanı gibi konuşuyor.
Bir taraf “biz gelince hesap soracağız” diyor.
Diğer taraf “bunlar zaten suçlu” diyor.
Adeta herkes kendi mahkemesini kurmuş durumda.
Ama bir ülke mahkemelerle değil, adalet duygusuyla ayakta kalır.
Biz bu kavgadan yorulduk.
Bu sürekli gerilimden yorulduk.
Bu bitmeyen siyasi savaşlardan yorulduk.
Türkiye’nin artık bağıran siyasetçilere değil, aklı başında devlet aklına ihtiyacı var.
Çünkü siyasetçiler kavga ederken, Türkiye kaybediyor.

